|
|
 |
|
Şu ana kadar yapılan on altı bin tıklamanın anısına, sizleri de benim gibi her ayın on altısında 3464 (TEMA) ya da 3177 (Orman Bakanlığı)' ye bir SMS göndermeye davet ediyorum.. Tüm ceptel operatörleri için SMS no'ları aynı.. Yalnız ülkem ormanlarını değil, yüreğimizi de acıtan tüm yangınlara sadece 5 YTL'lik bir SMS karşılığında SİZ'in için dikilen birer fidanla dur diyelim..
Hem hayatta dikili birden çok ağacımız olsun, bizden yadigar kalsın yarınlara, hem acımız direncimiz olsun, Zafer'imiz olarak kazınsın akıllara, hem de CANSUYU olalım TÜRKİYE adlı fidanın, birlikte ve sonsuza dek sevda türküleri söylensin ormanlara..
|
|
|
FASULYENİN NİMETLERİ..
Bir komedidir gidiyor.. Aşağılıklarını, bayağılıklarını, utanmazcasına sergileyen ve bunu sanki bir nimetmiş gibi sunan fasulyeler arasında.. Bir koltuk sevdasıdır, bir güç merakıdır gidiyor. Sözüm ona hizmet aşkına, sözüm ona ben görevden kaçmam özverisine sığınılarak.. Elde edilecek en ufak çıkar için kişilikler, dostluklar ve de en önemlisi insanlık onuru kolayca, umursamazca harcanıveriyor. Güce tapan ve her dönemde yalakalıklarını koltukta oturanlara sergileyip, güya hiç kaybetmeden, sürekli kazanıyorum, ben de varım edasında, üstelik sergiledikleri karakterlerle hiç te uyuşmayan vatan, millet, din ve hatta meslek şovenizmi kisvesinde!!
Ey zavallılar, ey cahiller, kazandığınız üç kuruşluk makam, mevki ve nüfuz.. Kaybettiklerinizin yanında solda sıfır kalacak üç günlük sefahat, kıymeti kendinden makul koltuğa ya da oturanına yakın olmadığınızda hiçliğinizi, sürüngenliğinizi ortaya ayan beyan çıkaran, bir aynadır tapındığınız..
Kendilerini yücelten, yükselten sırığı çok iyi, çok sıkı ve onu örtebilecek kadar sardıkları için, aynaya bakan bütün otlar gibi çok gösterişli, çok şanlı, şöhretli, namlı olduğunuzu sanabilirsiniz ey fasulyeler. Peki ya o ayna gerçekten içinizi gösterebilseydi.. Pisliğinizin, kokuşmuşluğunuzun, adilik ve cerahatin aynadan taşmasını nasıl engelleyebilecektiniz? Odun bir gövdeye yakışan, odun bir kafayı ve o içi bozuk, o içi kof görüntüyü, aynanın hangi tarafına kaçarak saklayabilecektiniz? Dürüstlüğü ve içtenliği yansıtan hangi ayna, size gerçek yüzünüzü sunmaktan kaçınacaktı?
Aynaya baktığınızda, sizin gövdenizden daha büyük bir görüntü veriyorsa ve de siz bu büyük gövdeye bakarak ahkam kesebiliyorsanız, her konuda unuttuğunuz ya da hatırlamaktan korktuğunuz çok önemli noktalar var demektir; ya aynanızın adı dev aynasıdır, egonuz, o tatmin olmayan ve kendi çıkarları için fasulyeliğinizi ayaklar altına serecek kişiliğiniz, gövdenize bakıp ta sizi yanıltıyordur, ya da gölgenizdir gördüğünüz, gövdeniz ile fındık kadar beyninizi ve sırtınızı, güneş kadar apaçık gerçeklere dönmüş, kısaca hayatı ve kendinizi ıskalamışsınızdır.
Gerçeklere sırtınızı dönmek o an için, o gün için, sizi olanları görmemişçesine, duymamışçasına ya da sanki hiçbir şey olmamışçasına, bir aymazlık bir vurdumduymazlık içine sokabilir.. Siz, böylece haklıyı haksızdan ayırmadan, doğruyu savunmadan, bana ne, ben miyim alemin tek Don Kişotu, diyerek ortalarda salınabilirsiniz. Aldığınız eğitim, gelenek ve görenekleri, o çok savunduğunuz inançlarınızı, kısaca düzgün bir fasulye olmanızı sağlayacak her özelliği, bir kenara bırakıp, günü kurtarmanın, diğer fasulyelere hoş görünmenin, olası bir fırsatı kaçırmamanın, kısaca hiçbir fasulyeyle kötü olmamanın adına, böylece nimetten sayılma özelliğinizi de kaçırmış oldunuz.
Hiç olmazsa bir fasulye kadar nimetten sayılacakken, bir deve kuşu kadar değer kazandınız. Gerekirse, şark kurnazlarının her türlü Ali Cengiz oyununu, inançlarınızı, sevdanızı ve gerçekleri savunarak göğüslemek yerine, malum yeri açıkta kaldığı halde, kafasını kuma sokup, ne kadar acı olursa olsun, gerçeklerden kaçtığını, böylece korunduğunu, saklandığını sanan, hani şu gözü beyninden büyük olan, adı kuş olduğu halde uçamayan zavallı bir mahluk oluverdiniz.
Tebrik edildiniz, size harcanan zamanı, verilen değeri, üç günlük dünyada, üç kuruşluk karakterinize, onun yarattığı kişisel kaygılarınıza ve onun yarattığı kişisel korkularınıza harcattınız. Ve böylece yaşam boyunca özleyeceğiniz, hatta yanı başındayken bile hasret duyacağınız en yüce duyguları, kendinizde O'nu aramayı, O'nu buldukça kendinizi kaybetmeyi, hem kendinizi, hem de O'nu kaybedip, kaybettiğinizi de yeniden bulmayı göze alabilecek cesarette İNSAN OLMAYI kaçırdınız.
Siz artık siz olmaktan çok, birilerinin şekillendirdiği ve o şekli hiçbir zaman aşamayacak o yoz kalıplardan birisiniz. Hiçbir zaman bu kalıbın dışına çıkamayacağınız gibi, basmakalıp bir yaşamın tek düze fasulyeleri olarak ta kalacaksınız...
NOT: Bu satırlar William Reich'ın "Dinle Küçük Adam" kitabından esinlenerek yazılmıştır.
Kitaptaki "Adam" kelimesi tek cinsiyeti kastetmiyor, "Adam" lığın erkeği ya da dişisi olmaz çünkü..
Ancak "Küçük" kelimesinin dilimizdeki karşılığı hafif kalıyor, aşağılık, adi, kaypak ve benzeri tüm sıfatları kapsıyor bence..
Aşağıdaki satırlar "Dinle Küçük Adam" kitabından alınmış satırlardır..
Hem kendi yazdıklarımı, hem de W. Reich'ın yazdıklarını, üstüne alınmak istemeyenlere, alınsa da alınmamış görünenlere, yani; TÜM KÜÇÜK ADAMLARA İTHAF EDİYORUM..
"Kendini şimdiki konumundan farklı hissedebileceğini düşünmeye cesaret bile edemiyorsun: boynu bükük olmak yerine özgür; plancı olmak yerine ise açık; bir hırsız gibi gece değil de, gündüz de sevebilen. Sen aslında kendini aşağılıyorsun, küçük adam. "Ben kimim ki bir fikrim olsun, hayatımı belirleyeyim ve dünyayı sahipleneyim!" Gerçek büyük adamdan tek bir farkın var: Büyük adam da bir zamanlar küçük adamdı, fakat sadece tek bir özelliğini geliştirdi; Nerede küçük ve kısıtlı düşünmesi ve davranması gerektiğini biliyordu. Herhangi bir görevin baskısı altında, zamanla küçüklüğünün ve önemsizliğinin nasıl mutluluğunu tehdit ettiğini hissetmeyi öğrendi. Demek ki büyük adam, nerede ve ne zaman küçük adam olacağını bilir. Küçük adam ise, küçük olduğunun farkında değildir ve bunun farkına varmaktan da korkar"
"Eğer benden daha iyi hekim değilse, çalışmalarımı bir tıp yöneticisinin eline bırakmam. Ve buluşlarıma kimin hükmedeceğine ya da etmeyeceğine ben karar veririm.
Ben yasal kurallara anlamlı oldukları sürece tam olarak uyarım ama aşılmışlarsa ya da anlamsızlarsa onlarla mücadele ederim. (Hakime koşma hemen küçük adam, çünkü o da dürüst bir insansa aynı şeyi yapar.)"
"Ben senin "tanrı" olarak adlandırdığın şeyin gerçekten var olduğunu ama senin düşündüğünden farklı, senin içinde ve dışında, vücudundaki sevgi olarak, dürüstlüğün olarak ve doğayı hissetmen olarak bir kozmik temel enerji olduğunu biliyorum.."
"... sana şunu söyleyeyim küçük adam; içindeki en iyi şeylerin anlamını yitirdin. O'nu boğdun başkalarında, çocuklarında, karında, kocanda, babanda, annende, nerede gördüysen orada O'nu öldürdün. Sen küçüksün ve küçük kalmak istiyorsun küçük adam.."
"...kes sesini sevgili küçük adam. Yaşamın çok sefil, çok perişan, sesini çıkaracak halin yok. Seni kurtarmak istiyor değilim, ama sırtında beyaz bir gecelik, suratında maske, acımasız kanlı elinde bir iple beni asmaya bile gelsen, sana söyleyeceklerimi, bu konuşmamı tamamlayacağım. Kendi boynunu ipe dolamadan beni asamazsın sen küçük adam. Çünkü ben, senin yaşamını, dünyayı içinde duymanı, senin insanlığını, sevgini ve yaşama sevincini temsil ediyorum. Şimdi seni aştım ama; binlerce yılın bakış açısından görebiliyorum seni, binlerce yıl geçmişten ve binlerce yıl gelecekten bakıyorum sana. Kendinden korkma duygundan kurtulmanı istiyorum. Daha mutlu ve daha insana yaraşır bir yaşam sürmeni istiyorum..."
KÜÇÜK DEV ADAM
Yani iki kıçı kırık cümleyle
Bir odun gövdeyle
Kendini bir .ok sanıyorsun
Tabularını namus diyerek
Yontulmamışlığını eğitim bilerek
Her çelebiye abdurrahman görünüyorsun
Boşuna bakma aynalara
Gösteremezler içini
Dost kelamında tanı kendini
Dostsa yansıtsın sana
Gerçekten
Abdurrahman mısın? Çelebi mi?
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
YALNIZLIK DA SEVDAYA DAHİL
gitsen gittiğin yol kadardır uzaklığın
yalnızlığa mahkum ettiğin kadar yalnız
kendi başına kaldığın kadar da ıssızsın
viran olan bir handa konaklar yalnızlık
konaklayan her yolcu kadar adsızsın
baksan attığın nazar kadardır kaçırdığın
indirdiğin gözler kadar gece
sakladığın fer kadar da soluksun
kısık bir kandil alevinde titrer yalnızlık
kaçırdığın her bakış kadar soğuksun
damlasan biriktirdiğin suyun gölüsün
aksan açtığın yatak kadar dere
taşsan taşıdığın kumun çölüsün
çorak bir tarlada harman edilir yalnızlık
savrulan her zaman kadar ölüsün
INSOMNIA
kimse beklemezken
ve özlemezken geceleri
sığındığın karanlığa
sırtını dönüp de
ölemezsin kederden
geceler helal ederken
haram kılınan gündüzleri
karıştırıp eski defterleri
dostlara sığınıp ta
soramazsın kendini kendinden
yalnızlık üzerine üzerine gelip
sarıyorsa en çok ta çaresizliği
bir yıldız kayıp ta
göçebe ediliyorsa gözlerinden
düşlerin de umarı kalmaz düşlerden
geçemezsin uykuya hayatın içinden
İŞTE
yoktun yada gidiyordun
unuttum
gözlerimdi artık susayan gözlerine
buluttu oysa geçmişte
sus diyordum sadece sus
evladını kaybetmiş anaydı
gözlerim susmuyordu işte
sakınıyor yada saklanıyordun
unuttum
yüreğimdi artık kapanan ellerime
sığınaktı oysa geçmişte
dur diyordum sadece dur
yarini yitirmiş sunaydı
yüreğim durmuyordu işte
sağdın yada soldun
unuttum
sözlerimdi artık vurulan yüzüme
buyruktu oysa geçmişte
kaç diyordum sadece kaç
sudan çıkmış balıktı
ayaklarım basmıyordu işte
yalnızdım yada korumasızdım
unuttum
gömleğimdi seyyahta kalan yeleğimse dervişte
çırılçıplaktım oysa geçmişte
vazgeç diyordum sadece vazgeç
yeni doğan bebeydi
aklım ermiyordu işte
SEVGİ BİLGİSİ
sevdin mi
ballı petekli seveceksin
gözün dönüp de deli deli
yüreğin şekerine şerbetine
batacaksın bedenin kan ter içinde
arılara nispet
zaman da olacak oğul vermeye
sevdin mi
allı morlu seveceksin
özün döküp de tutam tutam
dikenin nalına mıhına
vuracaksın avuçların sırılsıklam
güllere nispet
saçların da yasemin kokacak buram buram
AŞK SEN NELERE KADİRSİN
kilidin kapından
suçun boyundan
yaşın yaşadığından
aşkın bulundu
oysa saklıydın
kanadını kırarken kimsesizliğin
yar bu aşkın sebepsiz buldu
derde derman beklerken
yareye devadır deyi
özün bile sakındı özünden
sesin nefesinden
kastın haddinden
kadrin kıymetinden
aşkın bulundu
oysa haklıydın
perçemini keserken yersizliğin
yar bu aşkın gereksiz buldu
karanlıkta bir mum umarken
ama'ya umuttur deyi
gözün bile kaçırdı gözünden
kabahatin özründen
cüretin cürmünden
çapın kendinden
aşkın bulundu
oysa yasaklıydın
peçesini indirirken sessizliğin
yar bu aşkın densiz buldu
sıcak bir merhaba yeterken
lal'e revadır deyi
maksadın bile esirgedi sözünden
sordun yalnızlık dağıtılabilir mi
kağıda sabır kaleminden
hem tutkunu eklemeden
hem de öfkeni taşırmadan cezveden
yalnızlık çaresizlikten öte yerdir
beslenir hasretten
çare yardir yare çare gerekirken
dedi ve çatladı kalem reçeteyi yazarken
hem ve her ümit kayboldu
hem ve her dem kurtulamadın
zaman çekiminden
BEDELSİZ
iki üç kırık bahanedir
kurnazca kurar bekler
kan kusar da umursamaz
serseri bir rotadır
su getirir bin dereden
soğuk bir poyrazdır
fırlar buruk ve boğuk patlar genizden
düşmandır yürek derbeder dağınık
sahtekardır kelimeler
yakası açık ar damarı yırtık
infaz kararıdır
ki o an
ne dilesen ve ne dilensen olmaz
düşlerin yittiği sözlerde
hiç ses çıkarmadan asılmanın zamanıdır artık
iki üç çürük ithamdır
sinsice kapanır saklar
söz keser de tınmaz
yarım bir notadır
dökülür bölük pörçük etekten
çatlak bir kurşundur
çıkar sığ ve yankısız düşer tetikten
sefildir yürek çapaçul beş paralık
koftur kelimeler
kılıçtan keskin kıldan incedir aralık
bedel kapısıdır
ki o an
ne söylesen ve ne savunsan geçmez
anlamın bittiği gözlerde
hiç toz çıkarmadan yıkılmanın zamanıdır artık
SENSİZ BİR DAKİKA
zaman seni bir geçip te
alıcı kuşların gözü alışınca karanlığa
bir yelkovan dolanıp başıma öterdi çığlık çığlığa;
çarptığında bile kapıyı aralık bırak
hareket noktana dönmek için
önce daireni tamamla
sakın şaşırıp ta ardına bakma
attığın her adım
seni bana getirecek
döndüğü sürece dünya
zaman seni bir geçip te
yırtıcı hayvanların izi karışınca ayrılığa
bir akrep dikilip karşıma anlatırdı yana yıkıla;
küllendiğinde bile ateşi rüzgara bırak
tekrar geçmek için
önce köprünü tamamla
sakın yanılıp ta tüm gemileri yakma
yelkenini dolduran her rüzgar
rotanı bana çevirecek
dalgalandığı sürece derya
sensiz ilk dakika az önce doldu
ve benim saatim orada durdu
aksadı zaman akrep durgundu
aklım zembereği değil sürekli seni kuruyordu
yıkıldı devran yelkovan yorgundu
yüreğim seni değil sürekli beni vuruyordu
sen gideli buralardan
ne akrep ne yelkovan
ne de akıp giden zaman
kazıyıp sevdamı kadrandan
çıkartamadılar seni bir dakika bile aklımdan
hem bir dakikacık ayrılığı kim unutur
o dakika ki harcanır uğruna göz kırpmadan ömür
çalar zamanı sırtlardı bedelini
o yelkovan ki adını aldığı kuşlardan hür
koparır kanadını öderdi diyetini
o akrep ki su uyuduğunda namı yürür
sokar kendini yakardı bedenini
ZAMAN MEFHUMU
saatler yine seni vurdu
kaçıncı iç çekişimi kaç geçti acaba
demin tırnağı ve kalbi kırık
bırakmadı mı tahtını şimdiye giderken
ötesi atmıyor muydu pusuyu
şimdiyi bitirmek için dişlerini bilerken
zaman bu insan kurdu
hiç vazgeçmedi vahşetinden
her iç çekişi savrulan pençeydi
sensizliğim gibi;
keskindi ve deşiyordu
kan sızıyordu düşlerime inceden
zaman mefhumu amma da tuhaf
sen kaçlarda
saat başını haber verirdin kendinden
hafta başları ve sonlarında mı göz kırpardın
yokum artık yanında
derdim senden önemli derken
zaman bu gayya kuyusu
hiç ödün vermedi derinliğinden
her iç çekişi atılan taştı
sensizliğim gibi;
ağırdı ve ağrıyordu,
çıkarmaya kırk akıllı uğraşırken
yoksa sen ayları mı eklerdin saat kadranına
ya da yıllar mıydı her saat başı
sessizliğini yüzüme çiziktiren
bir gün bir yıl gibi yaşanır
ve bir yıl bir günden kısa sürede mi aşınırdı
hasretin yakamı silkelerken
zaman bu boy aynası
hiç sır düşmedi değerinden
her iç çekişi yansıyan anılardı
sensizliğim gibi;
çatlaktı ve kanıyordu
takvim yapraklarını karıştırırken
SICAK KAL ELLERİMDE
aynı gözle bakarak
farklı gözlere gülenlerin
aynı sahnede karşılaşıp
görmezden gelenlerin aksine
sıcak kal ellerimde
farklı görüntüye bürünsek de
aynı sevdaya düşerek
farklı kişiyi sevenlerin
aynı sofraya oturup
farklı somunu bölenlerin aksine
sıcak kal ellerimde
farklı lokmaları çiğnesek de
aynı doğrultuya bakarak
farklı yönü görenlerin
aynı kelimeleri söyleyip
farklı anlamı kastedenlerin aksine
sıcak kal ellerimde
farklı yollara yürüsek de
aynı zaman dilimini paylaşarak
farklı boyutu savunanların
aynı yatağa girip
farklı rüya görenlerin aksine
sıcak kal ellerimde
farklı gerçekleri düşlesek de
ŞİFA NİYETİNE
bu yürek kaç gece geçirdi sensiz
kaç çizik döndü de çentiğe
kanadı durdu yana yana
kaç yalnızlığına üşüdü
kaç kez büründün yastığa döşeğe
kaç kez söküldün göğsümden
kaç yudumda içildin kana kana
kaç damla dönüştü de sele
yatağını aradı yana yakıla
kaç kuyuya döküldün bilmezsin
bu yürek kaç gece geçirdi sensiz
kaç ışık çöküp te tenhada
çığlık çığlık sönüp kaldı bağrımda
kaç kez salladılar her şafakta
kaç kurşun sıktılar da kaldı sessiz
kaç kez musallada yağmur yedi de
bulutlar senden gelen hediye diye
eksilmedi ezberinden bir zerre bile
sor yüreğine
dinlediğin her şarkıya türküye
sor
içinden sen geçmeden
değmişler mi dudaklarıma
dilime sen tadı vermediler diye
tükürülmemiş mi geçmişlerine
ciğerlerime sen dolmadılar diye
öksürülmemiş mi boğuk boğuk gökyüzüne
bu yürek kaç gece geçirdi sensiz
daha kaç gecem olacaksın
daha kaç zindan
daha kaç derman dileneceğim bu hastalıktan
OH BE
acıların geçeceği yok tattım
çilelerin biteceği yok baktım
hiç sığıntı olmadı bu gönül
tüm sığınakları yaktım
BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ
ellerimi ve yüreğimi
parçalayan feryatlara bakmadan
ve bir pusulaya yalan yanlış bir şeyler yazmadan
gözümden ve göğsümden kopartıp
bıraktım aşkı ölsün diye cami avlusuna
ölmemiş
bulmuşlar sesindeki yanıktan
öksüzlüğü perçem olmuş
yalnızlığı kahkül
zor ayırmışlar saçını
karıştığı topraktan
Masal koymuşlar adını
ki duyanlar kanarmış acıdan
boğazımda düğüm düğüm hüzünlerle
destan destan anlatıldığı yerden dün geçtim
sesi bir sen ki
içindeki küçük bir titremeden
gücenmiş gülleri seçtim
sonra gözlerimde yağmur kadar zaman kalan
ellerini gördüm
elleri bir sen ki
avuçlarındaki küçük bir yaradan
kararmış dikenleri çektim
başlamadan sonlanan masallara
hiç sonlanmayan başlangıçlar ektim
BAŞLANGIÇ NOKTASI
ne şarkılar yazdım içinde sen vardın
ne şiirler yaşadım da duman duman
hiç biri aşamadı sensizliği
yokluğun da geçmedi bir an
fal tuttum şarkılardan
yüz sürdüm türkülere de
vermediler bir aman
dediler
gördüğün düştür
sevdan güçtür
gece erecek şafağa sabret
uyandıracak gerçek seni elbet
hüküm buymuş
yüreğine yazmışlar; yar yüreğine müebbet
sakın çekme yalnızlığına hasret
vade yakın
kalacaksın bir avuç toprak bir de kendinle ilelebet
artık övün yar
artık mutlu ol
döndük dolaştık
daireyi tamamladık
başladığımız noktadayız artık
erdik sonunda aslımıza nihayet
GÜNAYDIN
gün sevdana
sevdan güne değdiğinde
güneşten neşeli bir beste çalar
tan yerini bulurdu dudaklarının kenarında
içimde bir umut kıpırdardı küçük
önümdeyken tek bakışlık pencerem
bahanelerim olurdu bir anlık
bir anlıktı hoyratlığım ve sevdadandı ıslığım
gün aydındı ve kalıcıydı şarkılar kadar
şarkı sevdana
sevdan şarkıya değdiğinde
nazla kıvrılırdı dudakların
ve yakıcılığı ışığından ılık
işveler açardı kenarlarında
dudak büküp de gülünce
gözlerim kamaşırdı
bulut sevdana
sevdan buluta değdiğinde
yağmurdan bir damla elmas kapar
gökkuşağı yerini alırdı kirpiklerinin karasında
içimde bir çocuk oynardı küçük
önümdeyken tek kaşıklık tencerem
yabanlıklarım olurdu bir canlık
bir canlıktı garipliğim ve sevdadandı çığlığım
gün aydındı ve alıcıydı dalgalar kadar
dalga sevdana
sevdan dalgaya değdiğinde
merakla küçülürdü gözlerin
ve izi akıcılığından derin
cilveler ışıldardı kıyılarında
kaş kaldırıp da bakınca
aklım karışırdı
AYRILIĞA BEDDUA
şehirler değişse de
aynıdır kaldırım üstündeki tozlar
aynı durakta aşkın saati durur
ve aynıdır beklenilen sevgilinin adı
ayrılık geçesinde yol bulunmaz
aynı yardır hiç aşılmayan
ve aynı şehirdir bir türlü varamadığın
hep ayrı kalıştır adı batası
mevsimler değişse de
aynıdır atıştıran yağmur sesi
aynı sokakta toprak kokusu vurur
ve aynıdır ağızdaki pasın tadı
ayrılık cenazesinde kefen sorulmaz
aynı cemredir hiç düşmeyen
ve aynı cıgaradır bir türlü saramadığın
hep ayrı duruştur canı çıkası
gökyüzü değişse de
aynıdır suda yansıyan bulutlar
aynı birikintide umut halkası kurur
ve aynıdır sıçrayan çamurun rengi
ayrılık keçesinde yama olmaz
aynı mayadır hiç tutmayan
ve aynı hamurdur bir türlü karamadığın
hep ayrı düşüştür gözü kör olası
İNADIM SEVDAMDIR
Eğer sunduğum kelimenin anlamını inkar edip
sadece kendi verdiğin değeri
bana dayatacaksan
hiç başlamayalım
çünkü sen anladıklarını
ben kavrayamadıklarını savunarak
dört mevsim kanayacağız
Eğer sadece sana öğretilenleri
ve hissedip yaşayamadıklarını
bana kabul ettireceksen
hiç konuşmayalım
çünkü sen duyduklarını
ben gördüklerimi savunarak
ancak bildiğimiz kadarını yaşayacağız
Eğer bakış açını değiştirmeden
ve başkalarının koyduğu kuralları
bana vazgeçilmez olarak sunacaksan
hiç yaşamayalım
çünkü sen onlara körü körüne bağlılığı
ben bize her saniyenin değerini savunarak
boşuna zaman savuracağız
Çünkü gülüm
yeniden yaşama sevinci duyabilmek adına
kavrularak goncana düşen bir damla
işleyecektir adımı hece hece dudağına
gün be gün yıkılarak sürüklenen her özlem
iliştirecektir umudu güvercin kanadına
yakılarak harcanılan her cümlem
Aşkı senden derecektir;
adının ve andının inadına..
YOLA DEVAM
Sensiz anlamsızlığımı anladım diyordu şarkı, sensizliğin üstüne bir de sessizliğinle yaşarken.. Akşamlar daha bir savruk ve günler daha bir başına buyruk oluyordu, gülüm sensizken.. Ve de aylardan Mayıs oluyordu hala şehrime karlar yağarken..
Anlamın içine eklenen bir farkında olmadan dokunuş ya da kaçamak bir bakış sensizliği dindirebiliyordu bazen, binlerce "seviyorum"un arasına giren ve onların önüne geçen o tedirgin, o ne yapacağını bilemez edası, işte o zaman kesiyordu soluğumu. Neye baksam, nereye yürüsem, neyi düşlesem, kokunu taşıyordu soluduğum hava sızlatıyordu burnumu, esen rüzgar adını kulaklarıma fısıldıyordu ve yapraklar sen gibi kımıldayıp sen gibi gülüyordu, işte o zaman kolum kanadım kırılıyordu..
Hiç bir sevda, çıkışı bulunmayan dehlizlere tek başına giremez ve her mecnun yarini ararken umudunu yanında taşır. Ya umudu bile çok görülüp yarının olmadığı biçareler ne çeker ve ne taşırlar? Vahasız çöl, ya da karasız okyanus nasıl aşılır, yanında azık diye sadece kendin varken?
Tüm soruların cevabı aynı yere çıkarken ve tüm anlamlar sadece O'nda değerini haykırırken, kaçımız anlamın ne anlama geldiğini sorgularız?
Aranılan ve de aramaktan bıkılmayan anlam kendimizden bir adım ötesidir. Her divane yarinin hep bir adım ötesinde olduğunu düşünür, vahasız çöl ve karasız okyanus bununla geçilir. Hasretin geçemediği hiç bir çöl, gözün dökemediği hiçbir deniz yoktur ki vaha serabı görülmesin, ufuktaki buluta da ada diye yüzülmesin.
Hiç bir yürek yola çıkarken, çölde sağanağı, okyanusta göl durgunluğunu beklemez, çıktığı yoldan yüreği yardan ötesi döndüremez.
MAYIS KARLARI
Sana kızgın değilim
bu sevimsiz ayrılığın
acısıdır üstüme çöken.
Endişem hasretine
ve telefonun gamsız tellerine,
sensiz geçen günlerin açtığı tünelden,
seni seninle sevmenin katarları geçerken.
Biliyorum yoksun
her saniyesinin tadılası
günler geride.
Sevgi sözcükleri suskun,
doğacak gün yaralı,
yüreğim bıkkın,
hüznün doruğu burası.
Geriye kalan
avucumda yanan sevda,
huzursuzluk ve alabildiğine isyan
ve geçmeyen saatler öylesine yaşanan,
düşlerimdeki dünyayı seninle aldatmış zaman.
İncittiğin bahar dalında,
koklanan ama dokunulamayan
mayıs kokulu çiçekler yerine
üşüyor yalnızlığımın buzu,
yağdırdığın mayıs karında,
görülen ama tadılamayan
bahar meyveleri yerine
donuyor gözyaşlarımın tuzu.
Biliyorum yoksun
artık umut yok yarınlara,
samanyolundaki kuyruklu yıldıza da.
Bugün gözyaşlarımı toprağa verdiler
ve ben sana kızgın bile değilim.
Mayısta kar yemiş bahar dalı gibiyim.
Kırgınım.
ELE VERİR DİYE SEVDA YANIĞI
Hatasıysa; kendinindi
hasretini özenle silkelerdi
anıları dökmekten sakınarak
eksikliğine bu yüzden sahip çıktı
Eksikliğiyse; kendinindi
gölgesine doğru yürürdü
güneşi incitmekten korkarak
acısına bu yüzden sahip çıktı
Acısıysa; kendinindi
Yalnızlığını dikkatle gizlerdi
sırrını kendinden kıskanarak
sakladığına bu yüzden sahip çıktı
Sakladığıysa; kendinindi
ele verir diye başı eğik yürürdü
yüzündeki sevda yanığından utanarak
hasrete mahkumdu
bu yüzden sevdasına sahip çıktı
SUSMA HAKKI
günlerden ayrılık ertesiydi
ve direniyordu sevdam
aşkından sorgulandı
tutkundan suçlandı
düşüncenden yargılandı
deştiler yaramı
üstüne bin kez tuz bastılar
ki onlar dilimde pas tadında kanattılar
her an içime fısıldadığım adından
bir kelime bile çıkmadı
kendimden uçtum günde bin kez anlamadılar
sustum on bin kez bir kanat çırpışı bile duymadılar
sen demiştin
gözlerinin içine bakmayacaktım
tuttum verdiğim sözümü çalamadılar
düştüğü yerden gözümü alamadılar
DÜŞ ÜSTÜNE
Sevdam yorulmaz
Zamandır yorulan
Dedim
Dudak büktü parmaklıklar
Sevdam kanamaz
Zamandır kanayan
Dedim
Güldü ranzalar
Sevdam çürümez
Zamandır kokuşan
Dedim
Ürktü prangalar
Sevdam
Müebbetten firar umududur
dedim
sarsıldı duvarlar
sevdam benim düşümdür
düşlerimi nasıl tutsak edebilir zindanlar
YALNIZLIĞIM SAKIN
bakma bana
kırmadım umudunu küçük şehirlerin
şark kurnazlarına ben yem etmedim
yeni yetmeleri
geceleri sokaklara ben düşürmedim
kaf dağı diye çöllere ben taşımadım
aşıkları
yokluğuna ben alıştırmadım
sorma bana
taşırmadım küçük dereleri yataklarından
deniz yerine göllere ben dökmedim
sessiz şairleri
kör kuyulara ben atmadım
kır yerine uçurumlara ben itmedim
çiçekleri
öksüzlüğüne ben alıştırmadım
sapa şehirlere bir galon köpek öldüren ve onun sokak haytalarını
sıradan dağlara bir büyük bulut ve onun gölge oyunlarını
anlık aşıklara bir ufak heves ve onun günah kırıntılarını
dolmuş şairlere bir duble mısra ve onun zoraki uyaklarını
yapay çöllere bir tek kerem ve onun yarım aslılarını
yapma çiçeklere bir damla şebnem ve onun hercai ışıltılarını
dağıtmayıp biriktirseydim eğer
bade olup bedenim kadehlere dolacaktı
meze olup yüreğim çilingir sofralarına konulacaktı
saki olup ruhum aşkının ayyaşı olacaktı
ve keyfime değemeyecektiniz
şerefe diyip dudağınıza değen her kadehe hesap sorulacaktı
aldırma bana
küçük dağları ben yarattım ama
dev aynalarını ben çatlatmadım
ASLI GİBİDİR
Ha deyince yazılamaz ki bu zıkkım
çok derin bir neden gerek
harfleri yan yana koymak yetmez
dene bak gecelere bürünmeden
kolay mı hecelere bölünmek
resmet denilince çizilemez ki üstat
mutluluk yalnızca düşte gerçek
renkleri üst üste sürmek yetmez
yaşa bak aslı'nı küstürmeden
kolay mı kerem'e özenmek
NE VAR Kİ
sadece aşk için hissedilenler dindiremez hasreti
ya da sabır için biriktirilenler küllendiremez ateşi
ürkek bir güvercindir konacak kara ararken ayrılık
hedefini arayan bir cümledir daha kurulurken
sahibinin dudağındayken yarısı
özler diğer yarısını kalakalır havada asılı
göz tararken bakışlarda tanıdık bir ışığı
el yordamıyla yürekten arzular tutuşmayı
sunarken Havva Ademe elma görünümünde elmas'ı
bir yanar bir söner beden tamamlamak için fasılı
ne var ki ayrılık kavuşma umudu olduğunda çekilir
kınına sığamayan bir kılıçken
kanayıp durur yaraladığı kendi kabzası
SAYIYLA DEĞİL YAZIYLA
birden çok sevildim
resmen değil, aslen ve suretten
evvelden değil, deminden ve şimdiden
birden çok, aniden çok sevildim tesadüfen
birden çok sevdim
cismen değil ruhen ve kalben
hükmen değil, ezelden ve ebedden
birden çok, aniden çok sevdim sahiden
BİLİYORUM
biliyorum bir yerlerde
bizim şarkımızı söylüyorlar
belki daha kalıcı melodilerle
belki de daha akıcı güftelerle
oysa benim dudaklarımda kıpırdayan
hep aynı nakarat hep aynı kelime
yar diline dolanmış
yar dili kıvraklığında yakıcı bir nağme
biliyorum bir yerlerde
bizim aşkımızı yaşıyorlar
belki daha küçük şehirlerde
belki de daha büyük kentlerde
oysa benim dudaklarımda konaklayan
hep aynı tebessüm hep aynı buse
yar dişine dokunmuş
yar dişi tadında yıkıcı bir katre
biliyorum bir yerlerde
bizim hayatımızı taşıyorlar
belki daha sıcak iklimlerde
belki de daha sevdalı repliklerle
oysa benim dudaklarımda kuruyan
hep aynı sahne hep aynı kare
yar tenine sinmiş
yar teni kıvamında acı bir kahve
başa sarıp tekrar tekrar seyrettikçe
yeniden aşık oluyorum sana ey aşk
yar dilinden yar dişinden yar teninden de önce
sende bir anlam var ki yardan da benden de yüce
|
|
|
|
|
|
|
ETLE TIRNAK
dağ dedin dağladım
sen göğsündeki tümseğe yaslan
ben sonuna kadar yudumlamadan
şarabı sudan ayıramam
çağ dedin çağladım
sen yüreğindeki eziğe sızlan
ben iliklerime kadar ıslanmadan
yağmuru çamurdan ayıramam
sağ dedin sağladım
sen derindeki çiziğe katlan
ben dibine kadar batmadan
dereyi denizden ayıramam
yağ dedin yağladım
sen sendeki tetiğe aldan
ben sapına kadar paslanmadan
bıçağı usturadan ayıramam
ağ dedin ağladım
sen düşündeki çentiğe acılan
ben şah damarıma kadar ulaşmadan
yırtığı sökükten ayıramam
bağ dedin bağladım
sen içindeki göçüğe saklan
ben kemiğime kadar dayanmadan
tırnağı etten ayıramam
BAŞKA BİR ŞAİRİN HİÇ BİR DİZESİ VE ŞİİRİ BU SİTEYE GİRMEDİ BU GÜNE KADAR..
AMA BABALAR GÜNÜNE ÖZEL "BABA" BİR ŞİİRİ SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM..
TÜM BABALARA VE ADAYLARINA,
ONLARA BABA ÜNVANI KAZANDIRAN,
KAZANDIRACAK SEVGİLİLERİNE
SEVGİ VE SAYGILARIMLA..
B A B A L A R !!
GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN
Baba!
her yılbaşında
sana söyleyecek
bir tek
sözüm
var :
"Seni ne kadar çok seversem o kadar
çok olsun ömründen geçen yıllar..."
Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku
başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için
eğilir başım.
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım...
Nâzım Hikmet 01.01.1932
YALANIM VARSA
daha sen ona yorulmadan
kendi kendini inandırdı
aşk dediğin yalan
sağdın ona vurulmadan
ve sağırdın onu duymadan
yalansa kan kırmızı yalandı zehrine aldırmadan
daha sen ona sorulmadan
kendi kendini kandırdı
aşk dediğin yalan
bağdın ona uzaktan
ve bağırdın ona sokulmadan
yalansa gözü kara yalandı ölümüne saldırmadan
UYKUCU
sen uyurken benden habersiz
tenim uyanıktır uslu durmaz
akıllardan akıl tutarım
uymasın şeytana kaçmasın yaramaz
kendinden mahrum bırakılışların inadına
uzanır karanlığa parmaklarımla
kanatlarını okşarım meleklerin
yalnız benim için gülsün
içinde yaşattığı çiçek solmasın diye
sen uyurken sessiz sessiz
tenha günün güç doğumuna
çığlık çığlıktır gece susmaz
laf ebeleri üşüşür yatağa
hançer olur dilleri durmaz
kendinden kaçak bakışların aksine
girer uykusuzluk batağına
ışığımı yollarım kapalı gözlerine
yalnız benim için baksın
bebeğinde büyüttüğü umut sönmesin diye
sen uyurken bensiz bensiz
saçlarına dokunur
her gece ellerimle dokurum saçlarını
benim için dalgalansın
telindeki koku eksilmesin diye
kendine mahkum kalışların tersine
sevda serperim yüreğine
yalnız benim için atsın
aldığı kadarını verir
verdiğini alamazken
düşünde gördüğü sevda kurumasın diye
KİMİ DOST ARAR KİMİ YAR,
KİMİ KARŞILIKSIZDIR
KİMİ SONUNA KADAR,
ÖYLE BİR YARDAN GEÇERSİN Kİ,
İLK DEĞDİĞİN SON OLUR,
SON DEDİĞİN İSE KALIR MANİDAR,
BAŞLANGIÇ YAŞAMADAN
SON SAKLARSIN SONSUZA YADİGAR..
YADİGAR
günüm kıyamet
umudum mahşer olsa
yarama tuz
elime ateş konsa
dağlasa sevdan yüreğimi
yar olur sararsın
derya kadar derman vurur bedenime
yeşil derin
mavi ufuk olsa
gözüme kum
ciğerlerime iyot dolsa
burksa sevdan içimi
yakamoz olur yanarsın
çöl kadar ay yansır yüzüme
toprak yağmur
hasret yosun koksa
kirpiklerime hüzün
yanaklarıma kan yağsa
yırtsa sevdan tenimi
buğu olur konarsın
bulut kadar yaş dolar gözlerime
yaşamak zulüm
ölüm kurtuluş olsa
canevimden gülüm
gecemden yıldız kaysa
son bir dilek tutsam
yadigar sen kalırsın
dün kadar aşina düşlerime
BENDEN SONRA
bakacaksın ardımdan
ellerinle savurduğunu düşünerek
yalnızlık o zaman ellerini tutacak
kendine sarılıp kendinle üşüyeceksin
pusum inmeyecek gözlerinden
dişleriyle kopardığını tükürerek
yalnızlık o zaman gözlerini vuracak
düşlerinde ağlayıp gerçeklere güleceksin
sözlerim çıkmayacak kulaklarından
anlayışınla değerimi düşürerek
yalnızlık o zaman kanına girecek
yüreğini kapatacaksın kahrından
yaşamın akacak
sen bakacaksın ardımdan
KANADI KANADI
kanadı kanadığından beri
umudu kırık bu sevdanın
ne yaşadığını
ne de taşıdığını çekemez gönlünce
bilerek düştüğünden beri
bağrı yanık bu göktaşının
ne açtığını
ne de aştığını süremez keyfince
ey gökyüzünde
şafaktan günbatımına
yardan gayrı umarı olmadan
ağıt türküleri çağırıp
mızrap vuran allı turnam
ey gönlü de kanadı da yaralım..
ey sonsuzlukta
bir boyuttan başkasına
yardan gayrı derdi kalmadan
kendi korunda yanıp
kendine kıyan kınalım
ey sevdası da bahtı da karalım..
Bilirim menzil uzak
yitirme umudunu
umudu yitenin
sevdasındadır sıra..
ey sevdalım
düş şafağa
er menzile
vur kanadını umuda
çırpan kanatta kan kurudukça
dökülen gözyaşları duruldukça
düşen göktaşlarına kalır sıla..
göçen turnalar kalanlardan
düşen göktaşları yananlardan
daha derin yara açar unutma..
SON DUA
yırtsam bu şiirleri
ne yemyeşil umut ülkem
ne de karşıma kapkara dikilen öfkem
kalsa geride
çatlasa gönül aynam
üzerine sır döksem
kanamasa dursa zaman
bir sen kalsan..
bir de suskunluğunun burgusu
çıkıp gitsem bu diyarlardan
ne masmavi sevgi deryam
ne de kanatları allı turnam
kalsa geride
apansız çalsa kıyamet borusu
dinse ateşi canlı tutma korkusu
başlasa sensizlik kadar
seninle olmanın sorgusu
bir sen kalsan..
bir de kırılmasa kalem ucu..
SON SÖZ
senden bana adın kadar yalnızlığın kaldı
bir de ben kaldım yalnızlığına bile tutkun
bir ben kaldım sensizliğimle baş başa
bir ben kaldım sensizliğim kadar suskun
sen yorulma
tek başına taşırım sevda yükünü
sen korkma
tek başına uyurum koynunda karanlığın
sen solma
tek başına ışıtırım sevgili gölgeyi
sen yanma
tek başına ısıtırım avuntusuz geceyi
sana söz
gönül vermeyi gönül almak kadar kolay sanmam
ne rengi için güle
ne de sesi için bülbüle kanmam
bir ben sığınırım ellerine
bir ben dokunurum
beni ilk kabul eden kirpiklerine
ve ben
benden olanı
sen her andıkça büyürüm
yakarım karanlıkları
sana dokunamaz
soğuk elleri hüznün.
SEVGİLİLER GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN
ASLINDA HER ZAMAN
Seni,
sevgimi sunup
karşılığını bulamadığım,
ilk andan beri,
Seni,
uzaklıklarınla,
o, çekingen ama
içten tavırlarınla,
tanıdığım günden beri,
Seni,
yanımdayken benden uzak,
uzağındayken benden daha yakın
olduğundan beri,
Seni,
önce tüm umutları unut,
tüm değerleri değmez,
sonra tüm olmazları olur
yaptığından beri,
Seni,
kimseye benzetmediğimden
ve benzerini kimsede
aramadığımdan beri,
Seni,
kendimi unutturup,
beni sende tekrar buldurttuğundan beri,
Seni,
bensiz düşünemediğimden
ve düşlerimi sensiz göremediğimden beri,
Seni,
SEN olduğumdan,
ve seni,
BEN olduğundan beri,
ÇOK SEVİYORUM.
HADİ BAKALIM
Düşlerimi görün öyleyse
sevdiğinizi benim gibi sevin
gülün hep güldüklerime
sıkıysa ölün bakalım
her gün öldüklerime..
DOĞRUSU
Kaşların kaldı aklımda
kaşların cama vuran nisan yağmuru
kaşların cama tutunan her damlada
damlayı cama bağlayan kirpiklerinin tutkusu
Kirpiklerin kaldı aklımda
kirpiklerin damladan yansıyan ışık oyunu
kirpiklerin damladan süzülen ışığın en koyusu
süzülen ışığın üstünde tüten gözlerinin buğusu
Gözlerin kaldı aklımda
gözlerin için gibi sımsıcak
gözlerin bir içim duru su
hatırının kırk yıl süreceğini bilmezdim
ben senin en çok
kahve kokan gözlerini sevdim
doğrusu bu.
ŞAKA GİBİSİN KADINIM
şaka gibisin kadınım
bir tatlım bir acım
özendiğim ne varsa yaşattın
her şakanın yarısı kadar gerçek
her gerçeğin yarısı kadar şakaydın
sen hem sırat olurdun bana
yürürdüm köprüne korka korka
hem de ab-u hayattın
susuzluğunla kavrulsam da
kana kana yudumlayamazdım
şaka gibisin kadınım
bir yaram bir saklım
sırtımda hançerle yaşamayı dayattın
her sırrın yarısı kadar gerçek
her gerçeğin yarısı kadar sırdın
sen hem varış olurdun bana
geçerdim kendimden yana yana
hem de beni geçen karıştın
bir nefes kadar yakın olsam da
doya doya koklayamazdım
şaka gibisin kadınım
bir karam bir sarım
hiç görmeden düşleyip
diş vurmadan tattığım her elma kadar yarım
hiç sevişmeden aşık olup
aşık olmadan seviştiğim her kadın kadar karımdın
sen hem söz olurdun bana
on ikiye bölünür yayılırdım yılına
hem de kör kuyu kadar karanlığımdın
dibine döküldüğümde parça parça
çığlığımı ben bile duyamazdım
şaka gibisin be kadınım
beni şakasız bıraktın ya
ıssız kere ıssızım
BEYAZKEN
gözündeki alem ışığını nereden bulur
içindeki çocuk aşığını kimden
bir buluta yazdım adını beyazken
yağmurken düştü gözden
ağlayınca damlaları kildendi gölgeleri külden
gülünce gökyüzü simdendi yeryüzü gülden
aşkı unutmaya alışılır mı
kırıp dökük dalgınlıklarımı
söküp birbirine dolaşık pişmanlıklarımı
bir yıldıza sardım adını beyazken
güneşken kaçtı gözden
bulunca yokluğunun kuytusunda alışkanlıklarımı
unutunca neye aşık olduğumu unutmaya aşık kalınır mı
İHTİYAÇ MOLASI
iki de bir aklıma düşüp de
yoktan var olup durma ne olur
gözlerimi havadan sudan bahanelerle dolduran
dalgaların kumsala sürdüğü ay ışığımsın
molasındayken bile sana ihtiyaçlarımın
dudaklarıma yalandan gülücük konduran
ince belli bardağıma çıkmış bir çift çay kaşığımsın
Merhaba..
Sen aklımın erdiğinden beri bendesin. Kendimi bildim bileli gördüğüm bir düş bu, ne olduğun, neye benzediğin hiç de önemli değil, yaşamanın aramak olduğunu ve de asıl önemli noktanın, bulduğunun değerini bilip adını koymak olduğunu çözeli çok uzun yıllar oldu..
Vazgeçmekten vazgeçmeyi öğrendim. Aklımın erdiği zaman da o zamandır.
Hayallerim aklımın erdiği ve düşlerim dağarcığımdaki hayallerin gücü kadar, biliyorum.. Bir gün sonlanacak olan nefesimin yettiği kadar düşebilirim yollara, onu da biliyorum..
Biliyorum ama, gönüllü bir yolculuk bu, bu yolu ben buldum, bu yolu ben seçtim, ben yürüyeceğim..
Zahmetli bir yol olduğunu da biliyor ve yürüyorum, kaç kez büründü sana, kaç kez sen diye çıktı karşıma ve kaç kez senden ayrı sana benzemezlerden beni kopardı çöl ortasındaki vahalarda.. Üstelik sen diyebilecek kadar yakınındaydık kelimelerin, paylaştığımız dertlerin, koparttığımız kıyametlerin.. Sen dediğimse hem gurbet hem de sılaydı aslında. Seni benzetsem de başkalarına, hepsi tek tek hem yabancıydı hem de aşina. Adlandıramadıklarımdan bile ışık aldım, ama ne gölgemde kendimi gördüm, ne tanıdık geldi tebessümlerindeki bir küçücük yansıma. Bazen içten bir merhaba oldu gülücük içinde kalan tazeliğe, bazen de acı içinde kıvranan çürümüşlüğe kırgın ve küskün bir elveda..
Giderek eskiyen, ama eskilikten hiç gocunmayan bir merhaba ile de ben selamladım senden olanı, yeni yetmeliğimden bu yana..
Bildik tatların yanı sıra yeni lezzetler.. Her yenide eskinin tanıdıklığı, her bildik de yeninin merakı, öğrenmeye açlık duyanların hazzı. Her detay için yeni yorumlar, geçen seferkinden'e göre yapılan karşılaştırmalar..
Yeniydi o zaman eskiyi aramam ve çok eski bir hikayeydi yeniden korkmam.. Haydi at bakalım bir işaret daha yol haritasına, buradan daha önce geçtiğimde sen'i nasıl da fark edememişimle biten..
Kaçıncı kırık diken bu, versin diye koyu rengini kırmızının güle, kaçıncı katre kan bu, aktığını bile hissetmeden döke saça yürüdüğüm, gün ve yol kendini yenilerken bu kaçıncı dönemeç, arkasında sen, ille de sen diye dönüp durduğum..
Aynı zaman ve aynı anı yakalayamadan attığım her adım, aslında yeni bir varışı simgelerken ve de o yeni varış, geri dönüş için hazırlıklarını daha ben gelmeden yapmışken, gözlerinden bu kaçıncı zorunlu göçebeliğim, sürgünüm.
Belki de bir arayış aşkıydı içine düştüğüm, keşfetme merakı değil, bir arayış sancısıydı, bulma sevinci, kaybetme korkusu değil.. Kendime keşif yolculuğuydu, her yeni memleket, her yeni diyarda, bu da benden, ben de bundanım diyebilme sevdasıydı..
Ve seni bulup ta, yüzüne karşı "özüm kadar sevebildim" diye avaz avaz haykırma çabasıydı.. Özüm kadar.. Özüm..
Ve de " kendimi geçtim de geldim sana, senin için senden de geçerim, pahası can da olsa " diyebilmekti, " iki gözüm "..
İşte bu yüzden dönmedim harcadığım emekten, verdiğim sözden.. Sırf bu yüzden vazgeçmedim verdiğim değerden, sen'i bulana dek yürümekten.
Buldum sonunda.. Hem de yıllar sonra, anıların küllerini karıştırırken..
Daha ilk karşılaşmamızdan beri yanıbaşımdaymış meğer, istediğinde içimde durup, istediğinde aramıza yollar, dağlar koyan, yüzüme gözüme sen, ille de sen diye vurup duran hep O'ymuş..
Hep özlediğim hep de özleyeceğim, hayalinin bile üstüne kırk kilit vurduğum, kaçmasın diye her daim kapısında durduğum, avuçlarımın teri, parmaklarımın titremesi, saç diplerimin ürpertileri, dişlerimdeki kamaşmayı, boğazımdaki kurumayı, yüreğimdeki onulmaz telaşları, gözlerimdeki boşluğa volkan gibi patlayıp, lavlarını yollara döke saça yürümeyi de bilen, öğrenen ve öğreten yol arkadaşım..
Kayıtsızlığımı bile kayda alan, dert ortağım, sırdaşım, beklentisizim, ve de sonsuz hasretim: Y A L N I Z L I Ğ I M..
Sanki o tanıdık bildik merhabaydı dudakları neredeyse hiç kıpırdamadan sesi içimde yankılanan, meğer onu arar dururmuşum hem de yanıbaşımda dururken, hem de rüzgar kilometrelerce öteden kokusunu ciğerlerime doldururken..
"Hoş geldin biricik sevgilim, nihayet buldum seni, merhaba" dedim, Y A L N I Z L I Ğ I M'a, ve de erdim sırrına yaşamın,
takvimler artık ne sen, ne de ben
"o eski biz" değiliz'i gösterirken..
YÜZÜM DOĞUYA DÖNÜK
Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı gözlüyorum.
Yüzüm ilkbahar..
Oysa dışarıda; gönlümün umut yapraklarını
sarartıp, savuran bir rüzgar..
Ve gökyüzünde; sensizliğimi gürleyen
seninle yüklü kara bulutlar..
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
bulutlardan daha kara sevdam var.
Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı özlüyorum.
Sarısına yeşiller ekliyorum,
gönlümde rüzgarınla savrulan yaprakların,
karasına beyazlar çekiyorum,
gözlerimde hasretinle kavrulan bulutların..
Varlığıma girip sessizce,
yokluğuna endişeleri eken,
öksüz gecelerimin yanına,
kimsesiz gündüzleri çeken,
fırtınalarca patlayan öfkemi,
gemliyorum gizlice..
Ve ayrılığının acısını yudumluyorum,
beynimde şimşekler çakarken delice..
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
fırtınalardan daha divane sevdam var.
Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı düşlüyorum.
Çiçeklerine kelebekler yolluyorum,
ellerinden tutup, uçurtmalarla,
kırlarca koşturduğumuz papatyaların..
Mavisine turkuaz katıyorum,
aramızdaki dağların ardında,
kayalarca yosun tutmuş deryaların..
Ve beline sarılıp, yelkenlilerle
enginlerce coşturduğumuz dalgaların..
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
deryalardan daha derin sevdam var..
Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı çekiyorum duman duman.
Seni düşünüyorum,
hırslanıyor yüreğim,
aklıma geldikçe
sensiz geçirdiğim bunca zaman..
Yırtıp karanlığını akşamın,
firar ediyorum gecenin koynundaki ıssıza
ve sürgünlerce gidiyorum
saman yolundaki yıldıza..
yüzüm donuk,
yüzüm soğuk,
yüzüm akşam,
içim sönük.
Yine sığınağım oluyorsun zaman hırsızım.
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
gecelerden yıldızlarca aydın,
gündüzlerden güneşlerce sıcak sabrım var..
Yüzüm doğuya dönük,
penceremde bekliyor,
sevdamı istiyorum.
Uzaklığın öyle çok,
yakınlığın öyle yok ki
sarsılıyor bedenim.
Batıdan gelip sırtıma saplanan,
değdiği yeri delip geçerek,
bana kan kusturan hançerim.
Sırtım sıcak,
sırtım güz,
sırtım gündüz
içimde giz
ve sağanağım oluyorsun kan kırmızım
Vazgeçmem,
vazgeçmem diyorum.
Hep seveceğim.
İçimde,
kan sağanağından daha kızıl yangınım var..
ÇAMURLU ŞİİR
Sana bölünmeden önce de parçalıydı bulutlar
toprak kokusuydu serpilen sakil mavilikten
Sen yağmadan önce de ıslaktı bu yerler
Kurşuni damlalardı dökülen silah gözlerden
Sen uğramadan önce de uğurlandı dönmeyenler
Kuruyan çamurlar gidenlerin ayak izlerinden
TEK MERMİ
Sular durulduğunda
sofra kurulduğunda
yanağım kuruduğunda
umudum kırıldığında gel
gel de gör
tek mermim var silahımda
kırıp yarısını sakladım yarım kalan sevdalara
öteki yarısını sıkacağım yarım kalan aklıma
ROL İCABI..
Size biçilen rol nedir bilmem, kendiniz bilerek mi soyundunuz buna ya da başkalarının seçtiği sahnede, elinize verilen replikleri papağan gibi mi tekrarlıyorsunuz onu da bilemem. Bir karmaşanın adına temaşa diyerek mi seyrediyorsunuz hayatı? Yoksa o sizi seyrederek aynı sahneyi her gün yeniden neye mal olursa olsun oynatabiliyor mu?
İster oynayın, ister oynatılın farkında mısınız elinizden kaçanların ve size çok görülerek sizden çalınanların?.. Hiçbir zaman yaşanmayacak ve tekrar gösterimi olmayan hayatınızın ne kadar sahibisiniz ve en zor diye düşündüğünüz kaç sınav var her gününüzde yeniden?
Doğan güne yeniden kaldığınız ya da bırakıldığınız yerden başlamanın uyandırdığı duygu nedir sizde? İçiniz acımadan, yüreğinizin bir yerleri kanamadan, sadece düşlerinizde geçip giden gemileri, kaçan trenleri tekrar tekrar seyredebilme mutluluğu mu?
Dün yine kaç kişiye ve neye mal olduğunu düşünmeden kusursuzu oynadınız içinizin burukluğunu yansıtmadan? Aslında neye mal oldu? Kazandığınızı mı düşünüyorsunuz her gün yeniden kaybettiğinizi bilirken ve neye tutunuyorsunuz göz yaşlarınız yanağınızda kuruyorken?
Gerçekte yaşamaya ve yaşatmaya özlem duyduğunuz sevda ile insanlara oynadığınız görüntünüz arasındaki nüans kadardır, hayat.. Tatmin edilen her duygu ve ulaşılan her yeni hedefte kendinizden bir parçayı da kopararak akar.. Hep özlenen olmadan yeni güne başlamanın anlamı, her gün tekrarlanarak sürdürülen aynı hayattan ne kadar da farklıdır..
Bugün o farkı oynayın, bugün içiniz ve dışınız aynı renk olsun, bugün kendinizi oynayın hiç rol yapmadan ve hayatı zorlayın, hayatın da kendini oynadığını ve rol yapmadığını unutmadan..
Bıkmadınız mı başkalarının hayatını yaşamaktan?
OLUR MU?
allan da gez yokum nasıl olsa
pür neşe görün sat anasını
koş günlük telaşların peşinden
hemen sevin hemen üzül
el dudağına ver elini
niyet sevdadan utanmasın
elden kaçanı düş yakalar
pullan da gez yokum nasıl olsa
sür anlık Zafer'lerin sefasını
coş göstermelik heyecanlarınla
hemen gevşe hemen büzül
el diline vur dişini
su samandan sızlanmasın
gözden düşeni dil yaralar
oyna da gez yokum nasıl olsa
savur saçını kaldır kaşını
kandır sahte çığlıkla sahne arkadaşını
hemen ağla hemen gül
el koynuna göm başını
bahar hazandan yakınmasın
bedenin yuttuğunu ruh kusar
avut da gez yokum nasılsa
çevir yüzünü dağıt bakışını
durdur endamınla zaman akışını
hemen yaman hemen sökül
el zevkine sun gönül nakışını
kuzu kurttan korkmasın
teslimiyetin ardında kin yatar
unut ta gez yokum nasılsa
yokluğumda hayatın bensiz yaşadığın kadar
el derdine dök gözyaşını
dün bile derdini bugüne açar
hemen birik hemen süzül
acı hayattan gocunmasın
hayat rol yapmaz kendini oynar
salın da gez yokum nasılsa
yokluğun sevdama seni anlattığım kadar
el inadına sürdür ihtişamı
sevdam gözlerini zamana kapar
hemen diril hemen gömül
yokluğun sevdamı paylaşmasın
yalnızlık paylaştıkça artar
SUSARAK SUSAMAKTIR YAŞAMAK
susmalıydık
kalıntılarına bakarak anıların
ve dolaşmalıydı dilimiz
özlemin şiddetinden
inadına konuştuk
konuştuk anlamını düşünmeden
ağız dolusu küfrettik geçmişine sevdanın
öyle ya yaşanmışlık vardı serde
tutkuyu anlayabilir
ve de satabilirdik başkalarına
başkaları seyretmeden
görmüşlüğümüz vardı bu sahneyi
bilmişliğimiz vardı sonu..
susmalıydık
artıklarına bakarak paylaşılanların
ve parlamalıydı gözlerimiz
ayrılığın dehşetinden
adlı adınca bağırdık
bağırdık makiniste sinkafı esirgemeden
öyle ya delikanlılık vardı serde
eski ve çizik filmin
ezberlenmiş ve ezik sonuna
basabilirdik kalayı filmin her kopuşunda
ve beş dakika arada
gazozun o sade serinliğini
önce tadıp korka korka
sonra yudumlamışlığımız vardı kana kana
susmalıydık
hatırlattıklarına bakarak şarkıların
ve kamaşmalıydı dişlerimiz
içtiğimiz kızılcık şerbetinden
öyle ya onuru çiğnetmek vardı serde
unutmadan kalıntılarını anıların
bulanmışlığımız vardı sahnedeki toza
basmadan artıklarına paylaşılanların
aşinalığımız vardı perdedeki pusa
anmadan adlarını şarkıların
alışmışlığımız vardı zamandaki pasa
ne dediğini duymadık bile birbirimizin
kustuk içimizde ne varsa
çünkü kanıksamıştık
çürüktü tadı severek ayrılmanın
yine de susmalı
ve susamalıydık akışına bakarak hayatın
ZÜMRÜD'Ü ANKA
bölündü tükenmedi
itildi düşmedi
aranmadı sormadı
ve bulunmadı ki kaybolsun
kovuldu gitmedi
istenmedi sürmedi
beklenmedi bıkmadı
ve bakılmadı ki solsun
yakılmadı sönmedi
çevrildi dönmedi
vuruldu ölmedi
var olmadı ki yok olsun
çıkartıldı inmedi
korkutuldu sinmedi
bastırıldı dinmedi
ve yok olmadı ki
küllerinden yeniden doğsun
SONU HEP AYNI
yarasıdır sevdan gözyaşımın
yar sevdası o yar'da bitmez
sonu gelmeyen
ve bitmediği bilinen her yol
dönüp yar'da son bulur
davasıdır isyan savaşımın
isyanla aşk kuşatması bitmez
sonu bulunamayan
ve çıkmadığı bilinen her sokak
söküp yüreğimi canımı acıtır
dostudur can belanın
savmakla baş belası gitmez
ertesi düşünülmeyen
ve çekilmediği bilinen her gün
çöküp boğazımda yumruk olur
kardeşidir kan kurşunun
sıkmakla karanlık ölmez
ardına düşülmeyen
ve sayılmadığı bilinen her damla
çekip kendini alnından vurur
BARDAĞIN HANGİ YARISI
Yarım kaldım diyor sevdam
O boşluğu neyin dolduracağını
Bile bile üstelik
Üstelik bu bizim çaresizliğimiz
Ve belki de tek taraflı zayıflığım bu diyor
Bölüşemeden çareyi
yaşatıyorsan özlemini gamla
Doğru yarımdır her sevda
Belki de
bardağın dolu yarısını gösterecek
Senden kopacak tek bir damla..
SEVMEK ÜZERİME VAZİFE
Beklerim
Sevdan; özleminden kaynaklanan gurur
Özlerim
Bedelin; acıya karşı kazanılan Zafer'im olur
Severim
Seni sevmek; üzerimde vazife durur
EUREKA
Birden kavradım
Neden bağlandığımı
Ve neden vazgeçemeyeceğimi anladım
Akıl kadar direncin
Duygu kadar mantığın
Masum bir kadercilik ifadesiyle belirdiği
Dudaklarındaki uysal gülüşe hayrandım
Çünkü sen fethedilmesi zor kadındın...
NEDENSİZ
beklemekten yorulmadan
yarılarım tamamı
kefesine koyduğumda taşırmadan
tartarım zamanı
ve bir soluk bile çekmeden
atarım sigaramı
yüreğimi dinlerim hissiz
nefesimi duyarım kimliksiz
kaç gece daha haram olur
daha kaça bölünürüm
ne bedenli ne bedensiz
anlatmaktan bıkmadan
sorarım anlamı
yaktığında saklamadan
taşırım sevdamı
ve bir kelam bile etmeden
keserim selamı
resimler çizerim renksiz
şiirler yazarım kafiyesiz
kaç gece daha deprem olur
daha neye yıkılırım
ne senli ne sensiz
paylaşmaktan sakınmadan
sunarım akşamı
yokluğuna sığınmadan
aşarım yaşamı
ve bir nazar bile değmeden
yaşarım rüyamı
yaprak dökerim öksüz
fidan sökerim gülsüz
kaç gece daha aklım kaçar
daha kimi düşünürüm
ne denli ne densiz
SEN KOKTUĞU İÇİN YAĞMURLARI SEVDİM
gittiğin gün ayrılığın çiseliyordu
buruşuk ve darmadağınık yatağımın üzerine
sen ve senden kalan ne varsa
yıkandı ve katlandı
naftalinler serpildi
yüreğimin sen diye atan köşelerine
ve ben odamdaki karanlıktan değil
gözlerime sen çakan şimşeklerden korkuyordum asıl
gittiğin gün ayrılığın çiseliyordu
kuru ve çatlamış dudaklarımın üzerine
sen ve senden kalan ne varsa
saklandı ve yasaklandı
soğuk sular serpildi
bedenimin sen diye tutuşan küllerine
ve ben ellerimdeki titremeden değil
sen kokan yağmurlar hıçkıramam diye çekiniyordum asıl
GİDİNİN KIZI
geceler kara
gündüzler esmerdi
ne zaman sevdiğimi söylesem
o esnerdi
hey gidinin kızı
bir yanında kurt
bir yanında kuzu beslerdi
selamlar soğuk
ifadeler boğuktu
ne zaman kendime gitsem
o kalkmaya hazırlanan konuktu
hey gidinin kızı
sevdiğini söylerken bile
sesi donuktu
kokusu rüzgar olur yüreğime değerken
o fırtınalar biçerdi
özlemi deniz olur beni dibe çekerken
o dalgalar geçerdi
hey gidinin kızı
ne zaman arayı açma desem
o suskunluğu seçerdi
KILAVUZUN KARGASI
izin vermezse zaman sevmelere
sen değil
yüreğindeki saat yanlıştır
kur kendini saat yerine
sık zembereği
kır kadranı
onar zamanı aktar yerine
su vermezse saki içmelere
sen değil
Mecnundaki çöl yanlıştır
kavur kendini çöl yerine
kaldır kumları
savur Mecnuna
iç zamanı Leyla yerine
yol vermezse dağlar geçmelere
sen değil
kılavuzdaki yön yanlıştır
koy kendini yol yerine
çık kendine
bas kervanı
soy zamanı sevda yerine
|
|
|
Bana ulaşmak için zaferokumus65@mynet.com adresini kullanın
|
|
 |
|